SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

863 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Cumua», «Buyû'» ve «Tefsîr» de; Tirmizi «Kitabu't-Tefsîr» de; Nesâî dahî «Kitâbu't-Tefsîr» ile «Salât»da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

 

Hadîsin buradaki rivayetlerinde: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayakta hutbe okunıakda iken bir kervan geldiği bildiriliyor.

 

Buhârî 'nin rivayetinden ise kervan geldiğinde namazda bulunduğu anlaşılıyor. Bu suretle zahiren iki rivayet arasında münâfât olduğu göze çarpıyorsa da, ulemâ iki rivayetin arasını bulmuş ve: «Buhârî'nin rivayetindeki (Namaz kılarken.) tâbirinden murâd: Namazı beklerken, demekdir. Ebû Nuaym'ın rivâyetindeki (Namazda) tâbirinden de: (Hutbede) mânâsı kasdedilmişdir. Bu, bir şeye berâberindekinin adını tesmiye kabilinden mecazdır.» demişlerdir.

 

Nevevi dahî iki rivayetin manen biribirine uyması için Müslim'in rivâyetindeki: «Namazdan murâd: Hutbe hâlinde onu beklemekdir.» demişdir.

 

Beyhakî de: «Bu hâdisenin hutbe hâlinde olduğunu bildiren rivayet sahih olacağa daha çok benziyor.» demişdir.

 

îr: Ticaret mallarını taşıyan develer, demekdir. Taşınan malların yiyecek kabilimden olup olmaması müsavidir. Kelime müennes olup, kendi lâfzından müfredi yokdur.

 

Bâzıları: «îr: Merkep kaafilesidir. Sonraları bu kelime kullanıla kullanıla her kaafileye ıtlak olunmuşdur.» demişlerdir.

 

Bunlar mezkûr kelimeyi herhalde «ayr»ın cem'i olarak telâkki etmektedirler. Gelmeyi «îr»/e isnâd etmek mecazdır. Murâd: îr'in sahipleridir.

 

Gelen kervanın kime âid olduğu burada zikredilmemişsede Taberî'nin rivayetinde Dihyetü'l-Kelbî Hazretlerine âid olduğu tasrîh edilmişdir.

 

Hadîs ulemâsının beyânına göre Hz. Dihye develerine Şam'dan zahire ve buğday yükleyerek Medine-i Münevvere'ye getirmiş, halk yiyeceğe pek ziyâde muhtâc oldukları için kervanın geldiğini duyar duymaz minberde hutbe okvayan Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i yalnız bırakarak ona doğru koşmuşlar.

 

îbni Merdûye'nin Dahhâk tarîki ile İbni Abbâs (Radiyallahû anh)'dan rivayet ettiği bir hadîse göre gelen kervan Hz. Abdurrahman  b. Avf'a âidmiş.

 

Bu iki rivayetin arasını bulmak için ulemâ ticâretin Abdurrahman b. Avf Hazretlerine âid olduğunu Dihye'nin ise onun tarafından gönderilmiş, onun mallarını sevk-u idare eden bir vekîl vazifesi gördüğünü söylemişlerdir. Aynı kervanda, her ikisinin müşterek olmaları dahî mümkündür. Bu takdirde kervanın ikisine de nisbeti sahîh olur.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında kaç kişi kaldığı ihtihâfhdır. Buhârî ile Müslim'in rivayetleri ide oniki kişi kaldığı bildirilmişdir. Dârakutnî 'nin rivayetinde, bunların kırk kişi olduğu; Ferrâ'in rivayetinde sekiz; Abd b. Humeyd'in tefsirinde yedi; Taberî ile İbni Ebî Hatim'in sahih bir isnâdla Hz. Katâde 'den rivayet ettikleri bir hadîsde oniki erkekle bir kadın; başka bir rivâyetde iki kadın; îbni Merdûye'nin rivayet ettiği ibni Abbâs hadîsinde yedi kadın oldukları bildirilmişdir. Ancak İbni Abbâs hadîsinin isnadı zayıfdır.

 

Kalanların kim olduklarına gelince babımızın Hâlid-i Tahhân rivayetinde Hz. Câbir kalanlardan birinin kendisi olduğunu; Hüşeym rivayetinde kalanlar arasında Ebû Bekir ile Ömer (Radiyallahû anhuma)'nın da bulunduğunu beyân etmişdir. İsmail b. Ebî Ziyâd'ın tefsîrinde Ebû Huzeyfe'nin âzâdlısı Sâlim'in de bunlar arasında bulunduğu kaydediliyor. Ukaylî'nin ibni Abbâs (Radiyallahû anh)'dan rivayet ettiği bir hadîsde dört halîfe ile Hz. İbni Mes'ûd 'un ve Ensâr'dan bir takım zevatın mescidde kalanlar arasında bulundukları bildiriliyor. Süheylî'nin rivayetine göre Esed b Amr munkatî' bir senedle mescidde kalan oniki kişinin sağlıklarında cennetle müjdelenen on zât ile Bilâl ve îbni Mes'ûd hazerâtı olduklarını bildirmişdir. Bir rivâyetde İbni Mes'ûd yerine Hz. Ammâr zikredilmiş; Hz. Câbir dahî kalanlar arasında olduğu hâlde ihmâl edilmişdir.

 

Babımız hadîsinin zahirine göre âyet-i kerîmenin inmesine sebep: Mezkûr kervanın gelişi ve cemaatin ona koşmasıdır. Fakat Ebû Dâvûd'un «Merâsîl» inde Hz. Mukaatil b. Hayyân 'dan rivayet olunan bir hadîsde :

 

«Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cunıâ namazını bayramlarda olduğu gibi hutbeden önce kılardı.» Bir cum'a günü yine namazı kıldırdıktan sonra hutbe okurken mescide bir adam girerek :

 

— Dihye ticâret malları ile gelmişdir! dedi. Dihye bir yerden geldiği vakit onu yakınları deflerle karşılardı. Derken cemâat hutbe dinlemeyi, terk etmekde bir şey yokdur zannederek dışarıya çıktılar. Allah Teâlâ da mezkûr âyeti indirdi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cum'a günü hutbeyi evvel Okumaya, namazı ondan sonra kıldırmağa başladı, Bu bâbdaki nehiyden sonra artık Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şehâdet parmağı ile işaret etmek sureti ile izin İsteyerek, o da eliyle işaret suretiyle izin vermedikçe burun kanama veya abdesti bozulma gibi sebeplerden dolayı hiç bir kimse dışarıya çıkmaz oldu.» denilmektedir.

 

Süheylî: «Bu hadîs sabit bir yoldan nakledilmemiş de olsa sahabeye hüsn-ü zanda bulunmak onun doğru olmasını icâb eder.» diyor. Kaadî Iyâz: «Ashabın haline en yakışanda budur. Onlardan beklenen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber kıldıkları namazı bırakmamaktır. Lâkin namaz bitince mescidden ayrılmayı caiz sanmışlardır.» demiştir.

 

Yine Kaadı Iyâz'ın beyânına göre ulemâdan bâzıları Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in cum'a namazından sonra hiç bir zaman hutbe okumadığını söylemişlerdir.

 

îmam Şafiî (Rahimehullah)'ın «Sünen» inde İbrahim b. Muhammed tarîki ile rivayet ettiği bir hadîsde şöyle denilmektedir:

 

«Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cum'a günü hutbe okurdu. Medînelilerin Bathâ' denilen bir pazar yeri vardı ki, Beni Süleym kabilesi oraya at, deve ve yağ getirirlerdi. (Bir defa yine) oraya geldiler. Cemâat, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i yalnız bırakarak onların yanına çıktılar. Beni Süleym'in bir eğlence âleti vardı. Ensâr'dan biri evlenirse onu çalarlardı. Bu âlet davuldu. İşte Allah Teâlâ onları bundan dolayı ayıpladı. Ve (Bîr ticâret yahut eğlence görürlerse, ona doğru sökün ederler.) buyurdu.»

 

Bu hadîs mürseldir. Fakat Ebû Avâne ile Taberî onu mevsûl olarak da rivayet etmişlerdir.

 

Taberî. 'nin rivayetinde Câbir (Radiyallahû anh) « Medînelilerden biri evlenirse, cariyeler onun düğününda kaval çalarlar, halk onların başına üşüşür ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i ayakta bırakırlardı. Ondan dolayı bu âyet nazil oldu.» demişdir.

 

Abdullah b. Humeyd'in tefsirinde rivayet olunan Dihye hadîsinin sonunda şu ibare de vardır: «Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

— Nefsim kabza-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki benimle hiç bir kimse kalmayıncaya kadar biribirinizin peşinden gitseydiniz şu vâdî mutlaka sizin üzerinize ateş akıtırdı; buyurdular.»

 

İbni Abbâs tefsirinde bu hâdiseyi Enes (Radiyallahû anh) şöyle anlatıyor: «Bir cum'a günü biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında, onun hutbesini dinlerken mesciddekiler anîden davul zurna sesleri işittiler. Medîneliler'e Şam'dan bir kervan buğday ve kuru üzüm getirdiği vakit sevinçlerinden onu çalgılarla karşılarlardı. O gün Feygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe okurken Dihye'nin kervanı gelmişdi. Derken cemâat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i bırakarak dışarı çıktılar. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«Burada kimler kaldı?» diye sordu. Ve orada Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, İbni Mes'ûd ve Ebû Huzeyfe'nin âzadlısı Salim kaldığını, kalanların oniki erkekle bir kadından mürekkep bir cemâat olduğunu gördü. Bunun üzerine (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz :

 

Sonrakileriniz, evvelkilerinize tâbi olaydı, şu vâdî sizin üzerinize ateş kesilirdi. Lâkin Allah bana sizin sebebinizle ihsanda bulunarak mescidden çıkanlardan azabı kaldırdı.» buyurdu. Ve mezkûr âyet indi. Buna benzer başka rivayetler de vardır.